20 Kasım 2007

DÜNYANIN GÜZEL YÜZÜ



Güzel içimizde akıp giden şirin bir ırmaktır geceleri ve gündüzleri. Kalp haritalarımızı bir yoklarsak orada kötülüğe ve çirkinliğe yer olmadığını görürüz. İçimizi dolduran güzellikleri içimizde yaşamamız, bizi dışarıdan yalnız ve tuhaf gösterse de alabildiğine mutlu eder. Yalnızlığın ve hüznün insanı sarhoş eden güzelliği bu incelikte yatmakta: içimizin güzellikler denizi olmasında. Yalnızlığın aslında bu denize doyasıya dalabilme imkanını sınırsızca tanımasında.

Güzelle yoğrulmuş bir kalp ne görür etrafında? Güzel bir iş, güzel insanlar, güzel bir eş, güzel çocuklar, güzel bir dünya ve güzel bir gelecek... Güzelliğin paylaştıkça arttığını idrak eden güzel insan, güzelliğini paylaşabileceği insanlar arayacak ve onlara kalbinin bütün güzelliklerini hiç bir karşılık beklemeden altın bir tepsi içinde sunacaktır.

"Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler. "sözüyle tarif edilen güzel insanlar, bu inceliğe vâkıf insanlardır. "Güzel gören, güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır." demiyor muydu asrın büyük insanı.

Bizlere her gün sayısız tuzaklar kurup bizi bu tuzaklara çağıran ve geleceğimizi karartan dünyanın kaba, karanlık ve çukur yüzünün tersi, ince, nahif ve güzeldir. İki yüzlü bir dünyada yaşıyoruz yani ve bu dünyanın iki yüzü her daim değişebilmektedir ve iç içe girmiş durumdadır.

Dünyanın her an bir tarafı ışıktan mahrum ve karanlıktır, gecedir, zalâmdır, koyu ve bilinmezdir. Her an bir tarafında da güneş ışınları kalbi ısıtan ışıklarıyla insanlara aydınlık bir yeryüzü sunuyor.

Dünyanın ince yüzünde güzel görüp güzel düşünerek hayatımızı anlamlı bir çizgiye oturtabiliriz. Bunu bize söyleyebilecek tek güç yine kendimizdedir; çünkü insana yaşamayı hiç kimse öğretemez, kendi öğrenir.

Sabah, rahmet melekleri arza bereketi saçarken buz gibi suyla arınıp Yüce Yaratanın emrine boyun eğerek eşiğine yüz sürmenin hazzını kim ve ne verebilir. Güneşin ilk ışıklarını alnına düşüren insandan daha bahtiyarı kim olabilir?

Henüz uykunun tatlı kollarında mini mini çocuklarınızın yanağına konduracağınız buselerle onları kahvaltıya kaldırmanın, onların sizi o küçücük kollarıyla sarmasının zevkini nerede bulabilirsiniz.

Aile huzuru ancak cennet köşelerinden alınabilecek bir parça huzurdan başka bir şey olamaz.

Sabah erken saatlerde kendinizi yollara vurdunuz. Şehre pırıl pırıl bir güneş düşmüş. Gece yağan yağmur sokağı tertemiz yapmış. Kuş sesleri duyuyorsunuz ve derken ağaçtan sarı bir yaprak düşüyor önünüze. Hüzün sarıp sarmalıyor sizi. "Merhaba hüzün!" diyorsunuz. Telâşlı adımlarla giderken bir de türkü düşüyor dilinize ve türkünüzü söyleye söyleye gidiyorsunuz işinize.

İşinizde, gücünüzde günün bereketi, sabahın dinçliği ve gönlünüzün genişliği... Herşey güzel ve gülümseyen bir zaman. Koşuyor, koşturuyor, umut dağıtıyor ve geleceği büyütüyorsunuz. Kafanızı rahatsız eden husus yok. Her şey bir ırmakta akan su gibi dingin ve tabiî seyrinde akıp gidiyor.

Bu eksilmeyen huzurunuz ve neşeniz etrafınızda fark ediliyor ve insanlar size gıpta ediyor. Onlara da kalbinizden güzellikler sunuyorsunuz. Halka genişliyor ve onlar da güzelin kapsama alanına dahil oluyor.

Akşam olup evinize döndüğünüzde kapıda sizi karşılayan ve tepenize sıçrayan çocuklarınız var. Yorgunluğun uçup gittiğini fark ediverirsiniz hemen oracıkta.

Gecenin bir yarısı, bütün herkesin uykuya teslim olduğu, gafletin insanı sımsıkı yakaladığı anlarda nefsinizi yenip gecenizi namaz ve dua ile süsleyebiliyorsanız; kendiniz ve insanlık adına miracınızda Yaratıcınıza inim inim inleyerek dua edebiliyor, gözyaşı döküp kalbinizi eritebiliyorsanız, namazınızla dünyanın küçüldüğünü ve insanın yüceldiğini fark edecek ve huzura gark olacaksınız.

Dua, kapıları açacak, namaz sizi kanatlandıracak ve gece, bir bereket yumağı olacaktır. Bir de ağlayabilirseniz eğer gözyaşının acziyet değil de rahmet olduğunu kavrayacaksınız. İbadetin, gecenin, hayatın ve dünyanın melekî güzelliğini bütün benliğinizde yaşadığınız zaman hayata sımsıkı sarılacaksınız.

Köpek ölüsündeki dişlerin güzelliğini ön plana çıkaran Ulu Rehberimizin yolunun nice güzellikler barındırdığını anladığınız zaman, bir ezanın kalbinizi erittiği zaman, davanız adına gözyaşı döktüğünüz zaman ve tomurcukların çiçek açtığını müşahede ettiğiniz zaman, güzel düşünmenin ve güzel görmenin lezzetini doyasıya tadacaksınız demektir.

Dünyadan kaçma yerine dün

yaya doğru gümrah bir açılıma evet diyorum ben. Dünya benim için çok önemlidir. İşim, mesleğim, davam ve ebedî gençliğim dünyada kazanılmaktadır zira. Ben bu dünyada yürüyen, gezen, öfkelenen, kazanan ve kaybeden birisiyim. Bütün bunların üstünde ebedî sınavı kazanabilmenin yollarını bu dünyada ve dünyanın güzel yüzünde buluyorum. Dünyaya bu açıdan bakınca kainat kitabını bu gözle okuyunca dünyayı seviyorum O�nun adına, kendi kazancıma. Dünya beni kendine çekmek, tuzaklarına düşürmek için varsın gülümsesin. Ben bunların hepsini bildiğim için dünyanın bana kazandıracaklarını düşünerek dünyaya gülümsüyorum ve her sabah doğan güneşle beraber "Merhaba Dünya!" diyorum.


BİR GÜLSÜNÜZ EFENDİM

Bir gül olarak duruyorsunuz karşımızda Efendim

Suyu ve güneşi kendinden olan

Hatta güneş olansınız Efendim

Bize ulaşan gülün kokusu

Güneşin ışıklarıdır

Bir gül olarak duruyorsunuz karşımızda Efendim

Kimi zaman arınırım

Denize fırlatılan bir şapka gibi kurtulurum kendimden

Gelir bir otağ kurarsınız kalbime

Ve yerleşirsiniz Efendim

Ah elimi tutsaydın bırakır mıydım Efendim

Ah elinizi tutsaydım

Ve değseydi bakışlarınız gözlerime

İstanbul�u fetheden ben olmaz mıydım Efendim

Bu yunuş ve arınışlar

Gülün kokusunu koklamaktır Efendim

Ya gül avuçlarımda olsaydı

Gül olsaydım gül koksaydım

Çarşı pazar gül olsaydı

Yağmurlar gül yağsaydı

İnce bir akşam bereketi yüklenseydi zamana

Zaman gül olsaydı Efendim

Size gelseydim size ge le bil sey dim

Efendim

Şimdi deniz kararıyor

Birazdan ışıkları yanacak şehrin

Bir ulu geceye kapı açacağız

Biz yetim çocuklarıyız zamanın

Biz gülden uzak çocuklarıyız ümmetin

Bizi uzak kılmayın kendinize

Bizi uzak kılmayın kalbimize Efendim


Mustafa OĞUZ


Hiç yorum yok: